facebooktwitteryoutube
Ramazanda Oruç tutmamayı mubah kılan özürler ve orucun kazası
491

Ramazanda Oruç tutmamayı mubah kılan özürler

1- Hastalık

Hasta bir kişinin Ramazanda oruç tutmaması mubahtır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: «Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun).» (Bakara: 184)

- Onunla iftar ruhsatı verilen hastalık, oruçluya meşakkat veya zarar veren cinsten olmalıdır.

2- Yolculuk

Tutmadığı günleri sonradan kaza etmek şartıyla yolcunun Ramazanda oruç tutmaması mubahtır.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: «Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun)» (Bakara: 184)

Orucu mubah kılan yolculuk, namazın kısaltılarak kılındığı yolculuktur. Örfte sefer adı verilen yolculuk budur.

Ancak söz konusu yolculuk mubah kılınan bir yolculuk olmalıdır. Günah işlemek veya orucu bozmak için yola çıkan kişinin oruç tutmaması caiz değildir.

Yolcu/seferi olan kişinin oruç tutması caizdir. Enes bin Malik (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’le beraber sefere çıkardık. Oruçlu oruçsuzu, oruçsuz da oruçluyu ayıplamazdı” [Buhari rivayet etti]

Burada tek şart tutulan orucun sıkıntı vermemesidir. Eğer tutulan oruç kişiye sıkıntı ve zarar verecek olursa orucunu bozması onun hakkında daha hayırlıdır. Çünkü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir seferdeydi.

Etrafına insanların toplandığı bir adam gördü, ona gölge yapıyorlardı. ‘Nesi var?’ diye sordu. ‘Oruçlu biri!’ dediler.

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Seferde oruç tutmak iyilik ve faziletten değildir!’ buyurdu.” [Buhari rivayet etti]

3- Hamilelik ve süt emzirme

Hamile ve süt emziren kadınlar, bebeklerine bir zarar gelmesinden korkarlarsa oruç tutmayabilirler. Hasta kişiler gibi oruçlarını sonradan kaza ederler.

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Yüce Allah, yolcudan namazın yarısını kaldırdı, oruca da yeme hususunda ruhsat tanıdı. Ayrıca hamile ve çocuk emziren kadınlara orucu yeme ruhsatı tanıdı.” [Tirmizi rivayet etti]

Hamile ve emzikli kadınlar, çocukları hususunda endişe ettikleri takdirde oruç tutmaz; tutmadığı gün veya günleri daha sonra kaza ederler ve tutmadıkları her gün için bir miskini (yoksulu) doyururlar.

İbn Abbas şöyle demiştir; “Hamile kendi canı için, emzikli de çocuğu için korkarlarsa, Ramazanda oruç tutmazlar. Her günün yerine bir yoksul doyururlar ve bu oruçları kaza etmezler.” [Ebu davud rivayet etti]

4- Hayız ve nifas

Kendisinden hayız ve nifas kanı gelen kadının Ramazanda oruç tutması haramdır. Tuttuğu oruç da makbul değildir.

Tutmadığı günleri kaza etmesi gerekir. “Aişe’ye ‘Neden adetli kadın oruç tutuyor da namaz kılmıyor?’ diye sorulmuş o da ‘Bizim başımıza bu olay gelince orucu tutmamız emredilirdi ama namazı kılmamız emredilmezdi’ buyurmuştur.” [Buhari ve Müslim rivayet ettiler]

Hastanın oruç tutmaması

Hasta oruç tutmazsa –ve şifası umulan bir hastalıksa- oruç tutmadığı günleri iyileştiğinde kaza etmelidir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: «Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun)» (Bakara: 184).

İyileşmesi imkânsız olan – müzmin veya yaşlılığa bağlı sürekli- bir hastalıksa her gün bir yoksulu yarım sâ’ pirinç veya onun değerinde gıda yedirmelidir.

Orucun kazası

- Müslüman, Ramazandan özürsüz olarak bir gün oruç tutmazsa, Allah’a tövbe etmeli ve O’ndan bağışlanma dilemelidir. Çünkü bu, büyük bir suç ve büyük bir kötülüktür.

Bu kişinin tövbe ve istiğfarla birlikte yapması gereken şey tutmadığı günleri Ramazandan sonra kaza etmesidir.

İlim ehline göre oruç tutulmayan günlerin kazasının, Ramazandan hemen sonra vakit kaybetmeden yapılması esastır.

Çünkü bu kişiye oruç tutmama ruhsatı verilmemiştir. Aslolan bu günleri vaktinde eda etmesidir.

- Şayet hayız, nifas, hastalık ve oruç yeme ruhsatı tanıyan diğer özürlerden dolayı oruç tutamayan kişilere kaza gerekir.

Üstelik bu kişiler oruç tutamadığı günleri hemen kaza etmeleri gerekmez. Bu durumda olan kişiler bu oruçlarını sonraki Ramazana kadar istedikleri günlerde kaza etme ruhsatı tanınmıştır. Hiç oruç tutamayacak durumda olanlara öyle bir şart yoktur.

Çünkü Âişe (radıyallâhu anhâ) bu konuda şöyle demiştir: “Bazen üzerimde Ramazan orucundan borç bulunduğu olurdu da ben bu kaza borcumu, ancak Şaban ayında ödemeye gücüm yeterdi.’ Yahya şöyle demiştir: Bunun sebebi ise; Âişe’nin (radıyallâhu anhâ) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile meşgul olmasından dolayıdır.” [Buhari ve Müslim rivayet ettiler]

Fakat bu kişinin oruç tutması mendup olup kazada acale etmesi müstehaptır. Kul, ihtiyaten üzerindeki sorumluluğu -orucun kazasını gecikterecek hastalık vb. acil durumlar olmadığı sürece-bir an önce yerine getirmek için acele etmelidir.

Şayet kişinin bu özrü ikinci Ramazana kadar devam etmesi halinde oruç tutmadığı günlerin kazasını ikinci Ramazandan sonraya bırakarak tutmasında sakınca yoktur.

Fakat tutmadığı günlerin kazasını özürsüz olarak ikinci Ramazana kadar geciktirirse –fıkıh alimlerinin çoğuna göre- kazayla birlikte her bir gün için bir yoksulu –yarım sâ’ azıkla- doyurması gerekir.

Hanefilere ve Zahirilere göre ise herhangi bir fidye ödemesi gerekmez.

Bu oruçların kazasını tertip üzere tutması gerekmez. Kişi bu günleri peşpeşe olduğu gibi ayrı ayrı da tutulabilir.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: «Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun).» (Bakara: 184)

Yüce Allah bu ayetlerde tertibi şart koşmamıştır. Eğer tertip zorunlu olsaydı Allah Teâlâ onu mutlaka açıklardı.

- Ramazandan kaza orucu borcu olan bir kişi bu kaza orucunu tutmadan nafile oruç tutamaz. Çünkü farz, önceliklidir. Bununla birlikte kişi kaza orucunu tutmadan evvel nafile oruç tutması caizdir.

Her ne kadar kaza orucu öncelikli olsa da Muharrem ayının onuncu günü, arefe günü ve Şevval ayından altı gün gibi faziletinden mahrum olmamak için tutulan nafile oruçlar bu kapsamdadır.

- Bir özre bağlı olarak kaza orucunu ölüm vaktine kadar geciktirene herhangi bir vebal yoktur. Çünkü burada kişi, herhangi bir art niyet taşımamaktadır.

Şayet bu kişi orucun kazasını özürsüz olarak ölüm vaktine geciktirmişse Ramazan orucunun kazası için –ailesi-onun yerine her gün bir yoksulu doyurmalıdırlar.

Şayet bu oruç adak orucu ise ölünün velisi bu günü onun yerine tutmalıdır. İlim ehli, ölünün oruç borcu varsa onun yerine velisinin tutması gerektiğini söylemişlerdir. Onlara göre bu orucun farz veya adak oruç olması arasında bir fark yoktur.

Âişe (r.anha)’nın naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Üzerinde oruç borcu olduğu halde ölen kimsenin velisi onun yerine oruç tutar.” [Buhari ve Müslim rivayet ettiler]

İbn Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ’e bir adam gelerek: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Annem, üzerinde bir ayın orucu varken öldü, dolayısıyla onun yerine kazâ edebilir miyim?’ diye sorar. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) de cevaben: ‘Evet, çünkü Allâh’ın borcu yerine getirilmeye daha lâyıktır’ buyurdu.” [Buhari ve Müslim rivayet ettiler]

03-03.jpg